pasif içiciliğin zararları nelerdir-pasif içicilik neden zararlıdır

Pasif İçiciliğin Zararları Nelerdir-Pasif İçicilik Neden Zararlıdır

Sigara alışkanlığının çok yüksek olduğu toplumumuzda sigara içenler kadar sigara içmeyen ancak sigara içenlerin soluduğu havayı kapalı ortamlar nedeniyle paylaşmak zorunda kalan mağdur bir kesim var. Biz onlara pasif içiciler adını veriyoruz. Pasif içicilik en az aktif sigara tiryakileri kadar sigara dumanının zararlarına maruz kalırlar. Pasif içicilik bundan dolayı çok zararlıdır.

Pasif içicilik, kendi istemleri dışında, kişilerin kapalı alanlarda içilen sigara dumanlarını solumalarıyla ortaya çıkan durumdur. Sigara dumanı toksik ve kanserojeniktir. insan yaşamının önemli bölümü 0;080 kapalı yerlerde geçmektedir. Kapalı ortamların da en önemli kirleticisi sigara dumanıdır. Sigara dumanı ile kirlenen kapalı ortamları normal havalandırma ya da bina içi hava filtrasyonları ile temizlemek olası değildir. Bu ortamların havalarının temizlenebilmeleri için, normal filtrasyonların ventilasyonunu 200 kat daha arttırmak gereklidir. Pasif içicilikle ilgili yapılan birçok çalışmada sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin sigara içmeseler bile, sigara içen kişiler kadar etkilendikleri ortaya konmuştur. Kişilerin sigara ile en sık karşılaştıkları kapalı ortamlar ev ve işyerleridir. Kişilerin sigaradan etkilenmeleri; ev ortamlarında, ev içinde içilen sigara miktarı ile, iş yaşamında ise dumanı ortamda yaşamak zorunda kaldıkları süre ile bağlantılıdır.

Çocuk daha doğmadan önce anne karnında iken sigarayla tanışmaktadır. Çalışmalarda sigaranın anne karnında solunum sisteminin yapısal oluşumunu ve işlevlerini kötü yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu etkiler özellikle kız bebeklerde daha fazladır. Bunun nedeni olarak da sigara içen annelerde kan kortizol ve dihidroepiandrosteron düzeylerinin yükseldiği, bunun da bebeklerin akciğerlerinin maskulizasyonla karşılaşmalarına neden olduğu, buna bağlı olarak da daha dar hava yollarının oluştuğu gösterilmiştir. Anatomik yapı bozukluğunun yanında işlevsel olarak da bozukluklar saptanmıştır. Anne karnında sigara ile karşılaşan çocuklar bu nedenlerden dolayı doğduklarında wheezing ve astım riski ile daha çok karşı karşıyadırlar. Bu çocuklarda yaşamlarının ilk yıllarında, bronşiolit ve bronşit gibi hastalıklarla karşılaşmadan bile, akciğer işlevlerinde azalmalar saptanmıştır.

Doğumdan sonra, öncelikle anne babanın ve belki de evdeki diğer aile büyüklerinin içtikleri sigarının dumanı ile karşılaşır. Büyüdükçe örnek aldığı erişkin davranışlarından edindiği sigara içme alışkanlığı ile yaşamını sürdürür. Çalışmalar her dört çocuktan üçünün evde sigara dumanı ile karşı karşıya kaldığını göstermiştir. Sürekli sigara içilen ortamlarda bulunan çocuklar sigara içmeyi normal davranış olarak gördüklerinden, çok erken yaşta sigaraya başlamaktadırlar. Bugün dünyada sigaraya başlama yaşı 10-12dir. Her gün yaklaşık 5.000 çocuk sigaraya başlamaktadır.

Birçok çalışma pasif içiciliğin özellikle ilk 2 yaşta akut solunum sistemi hastalığı Iarenjit, trakeit, bronşit, pnömoni sıklığını arttığını göstermiştir.
Özellikle her iki ebeveynin sigara içicisi olmasının bu riski iki kat arttırdığı saptanmıştır. Sigara maruziyeti 0-11 aylık bebekleri ciddi olarak, 1-4 yaş grubu çocukları ise daha az etkilemektedir.

Pasif içiciliğe bağlı pnömoni ve bronşiolit sonucu hastaneye yatma sıklığı da artmıştır. Ayrıca bu hastalıklardan hastaneye yatırılarak tedavi olma gerekliliği 5 yaşa kadar yükselmiştir. İsrailde 10.672 bebekte yapılan bir çalışmada sigara içmeyen annelerin bebeklerinde oluşan 100 bronşit ve pnömoni olgusunun 9.5inin, sigara içen annelerin bebeklerinin ise 13.1 inin hastaneye yatırılarak tedavi edildiği saptanmıştır. Annenin içtiği sigara sayısı arttıkça bebeklerin hastaneye başvuru ve yatış sayıları da artmaktadır. Anneleri günde bir paketten fazla sigara içen bebeklerde ise hastaneye yatma oranı 31.7 olarak bulunmuştur. Bunun yanında aileleri sigara içen çocuklarda günlük aktivitelerinin daha kısıtlandığı ve hastalık nedeniyle daha çok yatak istirahatı yapmak zorunda kaldıkları gösterilmiştir.

Ailesi sigara içen çocuklarda akciğer işlevlerinde geri dönülmez yıkımlar olmaktadır. 7.834 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma; annenin artan sigara içiciliğinin çocukların zorlu vital kapasitelerini FEV1 düşürdüğünü ve süregiden maruziyetin akciğer gelişimini azalttığını göstermiştir. Akciğer gelişiminin azalmasının ileri yaşamda bu kişilerin obstrüktif akciğer hastalığına yakalanmaları için temel hazırlayıcı olduğu belirtilmektedir. Bu çocukların ana babalarından örnek alarak ileri yaşamlarında birer sigara içicisi olacakları da göz önünde bulundurulduğunda obstrüktif akciğer hastalığı konusundaki risk daha da artmaktadır. Çocuklarda görülen kronik wheezing, öksürük ve balgam gibi belirtiler ailenin sigara içmesi durumunda, evde sigara içen kişi sayısına bağlı olarak 30 ile 80 artmaktadır.

Pasif içici olan çocuklarda özellikle effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarında artış saptanmıştır. Deneysel çalışmalar, duman maruziyetinin solunum sisteminde yer alan goblet hücrelerinde hiperplaziye ve mukus sekresyon artışına neden olduğunu göstermektedir. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu geçirildiği dönemde sigara dumanının östaki borusunda işlevsel obstrüksiyonun oluşmasını kolaylaştırması, çocuklarda effüzyonlu otitis mediaya neden olmaktadır. Bazı hayvan deneylerinde kısa süreli sigara dumanı maruziyeti sonucunda siliostasis ve mukosilier aktivitede azalma olmuştur. Sigara dumanının silier işlevleri bozması ile orta kulak enfeksiyonlarının oluştuğu savunulmaktadır.

Orta kulak enfeksiyonlarının oluşmasında sigara dumanının etkisini açıklayan bir diğer mekanizma ise, viral enfeksiyonların sigara dumanı ile birlikte solunum sisteminin fagositik anti bakteriyel özelliğini yitirmesine neden olduğu biçimindedir.

Sık geçirilen effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarının sağırlık gibi bir komplikasyonunun olması özellikle 0-4 yaş grubu çocukları sigara dumanından korumanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Orta kulak enfeksiyonları sık karşılaşılan bir hastalık olmasına karşın sigara dumanına maruz kalmanın engellenmesiyle otit görülme sıklığının azaltılabilir olması, önemli bir başarıdır.

Ailelerin sigara içme durumları ile çocuklarda görülen kanserler arasında bağlantı olduğuna ilişkin kesin kanıtlar olmamakla birlikte, bazı çalışmalar anne ve babanın sigara içmesinin özellikle annenin gebelik döneminde sigara içmesinin çocukta beyin tümörleri ve rabdomyosarkom görülme riskini arttırdığını, çocuklukta sigara dumanı maruzuyetinin lösemi riskinin artmasına neden olduğunu göstermektedir.
Dünya Sağlık Örgütü sigara içen bir kişinin kendi sağlığı için yapabileceği en önemli girişimin sigarayı bırakmak olduğunu duyurmuştur. Sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmek ve çocuklarımızı koruyabilmek için sigarayı bırakma, ve sigara içen kişileri de bırakmaya teşvik etmeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>